7 Eylül 2010 Salı

Awesomeness Is Not A Personality Trait

Kendisini huysuz bulanların kanaatlerinin tam aksine keyifli, kibar bulanların düşüncelerini bulandıracak kadar saldırgan, orta yol adamı olmayı uç noktalarda başaran delikanlı, gaz pedalını sabit tutuyor, refah vaadetmekten yorulmamış taşra belediyenin yola çizdiği kesik çizgiler, altından akıp gidiyordu.

Çevresini saran irili ufaklı uçurumlardan kaçınmak için itaat ettiği yol kıvrımları, yumuşak bir köşede davetkar bir cebe dönüşüyordu. Bu fırsattan yararlanıp, metropolde yaşlandığına üzülebilmek için, yamaçları süsleyen hırçın ağaçları durarak izlemeye karar verdi; beton sever yetişmiş bir çocuk için, naturalist bir hüzün, gerçek bir nimetti.

Bir yıldız patlar, uzayda bilim adamlarını sevindirecek olaylar gerçekleşir, gezegenler doğar. Bu gezezgenlerin kendi mizaçlarına uygun coğrafi ve jeolojik yapıları vardır. Çeşitli hava olayları sonucu bu gezegenlerdeki kayalar kırılır, kopar, ufalanır; etraflarındaki hiç bir canlının canını acıtamayacak yuvarlak hatlara sahip olur. Bazı gezegenlerdeki akıllı yaratıklar, bu ufak taşları yaptıkları yolların kenarlarına döker. Dünyada bu taşlara çakıl denir. Çakıllar, atlattıkları badirelerdenmidir bilinmez, kişiyi öyle açık fikirlilikle üzerinde tutar ki, çıplak ayakla çakıla basanlar, başka bir yerde veya başka kişilerle beraberken, bir daha asla kabul görmeyeceklerini hisseder. Televizyondan öğrendiği doğa sevgisi içerisinde, açık tenli çehresini daha da genç gösteren kahverengi saçlarını, geleceğe yönelik küçük sosyal kaygılar yaşayarak düzelten genç adam, cebinden bir sigara çıkardı. Öfkeli gözüken meşelerin arasından sıyrılmış bir söğüte, irice bir karga kondu ve meraklı gözlerle sigarayı yakışını izledi.

Kareli gömleğinin ikinci düğmesini açarken, yanında yükselen uçurumun köşesini dönerek ana yoldan ayrılan çakıllar gözüne takıldı. Yarısına kadar gelmemiş sigarasını, kaldırım çiğnemek için tasarlanmış ayakkabısının altında ezip, olası bir keçiyolunun sunacağı mücadeleye doğru seğirtti.

Gri gökyüzü, parlaklığını arttırmış, arka planını oluşturan ağaçların hatları belirginleşmişti. Kedisini izleyen karga, beklenmedik bir kibarlıkla ötüp yükseldi.

Yükselen yamacın ve aşağısındaki uçurumu takip edercesine eğimini değiştiren çakıl yolda yürüken nabzı hızlandı. Sadece elektrik kesilmesinden korkan bu surat, şimdi kuduz bir köpeğin dili gibi kırmızı ve nemliydi. Ahlaki seçimlerden kaçmak için yazı tura atan oğlanların arasında geçirdiği ergenlik bitmiş, yerini uçurumdan düşüp kanlı bir et yığınına dönüşme korkusuna bırakmıştı. Durdu. Hapşurdu. Gülümsedi. Sebebini anlamadığı bir şekilde, yoluna az öncekinde daha emin bir insan olarak devam etti. Stresi yavaşça huzura dönüşen patikanın eğimi yumuşadı, genişliği arttı. Ancak gökyüzü griliğini korumaya devam ediyor, genç adamın yürüdüğü yolun yeni sunduğu güvenlik hissini, sert bir rüzgar ile tehdit ediyordu.

Küçük yol yeni bir açıklığa çıkarken, manzarayı izleyen başka bir insan, medeniyeti yüzüne tokat gibi çarpmıştı. Uzun eteğini sıkı sıkı tutan bir kadın, çalıştığı müzenin kapanmasının yasını tutan, yaşlı, kayıp, korkmuş bir devlet memuru gibi hüzünle şimdi rüzgar altında keyifle silkelenen ağaçların üzerinden, rengi gökyüzüne kayanamaya başlamış denize bakıyodu. Adam yaklaştıkça, kızın diğer elinde bir bardak gördü. Genç kadının, paspal kazağını ve dağılmak için fırsat kollayan botlarını ile oluşturduğu kompozisyona çok aykırı, metal bir termos ayağının dibinde duruyor, sıcaksa şımarık, soğuksa yorgun bir yolculuğun basit anılarını içinde saklıyordu.

Birbirlerine baktılar. Çok kısa bir an her biri, ötekini yüzünü, bakışını, kıyafetini inceledi. Yıllardır öğrendikleri kriterlere göre birbirlerini tehlikesiz olarak işaretledikledinde ikiside gülümsedi. Uzaklarda bir yerde, eşi boğazlana bir erkek tilki, az önce koklamayı bıraktığı dişinin, yavrulara yaklaşmasına izin verdi, bir matematikçi sandalyesinden doğrulup saate baktı ve Freud okuyan yaşlı bir adam gülümsedi.

Adam konuşmadan sigara uzattı. Sağlık belirtemeyecek kadar ince uzun, açık renk ojelerle süslenmiş parmaklar uzatılan sigarayı aldı. Delikanlı bütün testesteronunu toplayıp, artık çığlık atan rüzgar arasında kızın sigarasını yaktı.

Neden sonra kız “O yeminler, kokular sonu gelmez öpüşler...” dedi. Durdu bir rüya hatırlamaya çalışan insanların, şaşkın yüz ifadesini takındı. “Dipsiz bir...” omuz silkti ve gülümsedi. Oğlan “Baudelaire?” diye sormayı denedi, gerçek bir konuşma ilerlemediğini fark eden rüzgar, keyif aldığı sosyal gerginliği arttırmak için yavaşladı ve sustu. “Baudelaire.” Diye onayladı genç kadın. Elindeki bardağı yere attı “Artık kahve içmeyeceğim” dedi, bir veda cümlesi kurmadan uzaklaştı.

Yıllar geçtikçe adam çalıştığı ilaç firmasında yükseldi. Bir ev ve bir araba aldı, Evlendi, çocuk yaptı. Karısını boşadı. Evi çocuklara bırakıp arabayı sattı. Bir karavan aldı. Rüzgarın sert estiği yerleri bulmak için yola düştü, bazen kendisni boğan krem rengi karavanda, gecenin bir yarısı aniden ve sebepsiz uyanınca, çok yalnız insanların ihtiyatsızlığı ile karavandan çıkıp etrafına bakındı. Sigarayı neden bıraktığını asla anlayamadı ve bu, ona anlayamaması için uzun bir ömür verdi.

Kız, modacı olma yolunda ilerlerken, basit konfeksiyon atölyelerini ve terzileri kovaladı, sevmeyi planladığı insan tipini asla sevemeyeceğini anlayınca zengin olmaya karar verdi. Öyle dağınık etekler ve öyle uçuşan saçlar çizdi ki, tasarımları ciddiye alınmadı; yeteneksizliğini kapatmaya çalıştığını sanan denkleri, onu alay konusu yaptılar. Uzak bir tanıdıktan alınan, sıkıntı verici bir borçla işini kurdu. Zamanla çok zengin oldu. Fahişe ruhlu ve avukat ağızlı peyzaj mimarına inat, evinin önüne, basanın ayaklarını acıtan çakıl taşları döktürdü. Bazen beyaz taşları, sahibi gibi karanlık, bir kuş gölgesi kesti. Çok ama çok fazla kahve içti.

* * *

“Ee? Sonra?” dedi İkna merakla, yengeç kıtırdayarak kargaya yaklaştı. Kendini öyküye kaptıran gemi durmuş, heyecanı onu akıntıya güvenmeye itmişti.

“Sonra kız bir dolmuşa, adam da sigarası bitince geri dönüp arabasına bindi, gittiler. Ben de uçmaya devam ettim.” Öyküsünün yarattığı sonuç arayışını fark etmeyen karga, kanat altı tüylerini havalandırmak için kendine dönerken, yengeç ‘anlamlı’ bir bakışma için İkna XI’in neresine dönmesi gerektiğini düşündü. Ama bu sefer İkna baskı yapmaya kararlıydı. “Yani iki insan, alakasız bir yerde karşılaştılar, sigara paylaştılar, ki bunun önemini hala anlamış değilim, sonra konuşmadan ayrıldılar.” Karganın, en azından onaylayan bir tepki vermesi için ona birkaç saniye zaman verdi. Öte yandan karga, adaletli davranmak için diğer kanadına döndü ve az miktardaki açık renk tüyünü havalandırmaya devam etti. “ Ve sen bunu mu bize hikaye diye anlattın?”

İkna, sinirli bir gemi değildi. Ne savaş gemileriyle aylarca beraber bağlanmıştı ki, tek konuları son hız hangarlara girip herkesi öldürmenin ne kadar keyifli olacağıydı. Hayır, İkna kesinlikle sabırlı ve iyi huylu bir gemiydi.

“Asıl fikri kaçırıyorsun.” Dedi karga, sesindeki özgüven, yengecin istemsiz şaklamasını bastırıp uzaklaşmasına sebep oldu. “ Hiç bir uçurumun, Tanrı’nın umursamadığı bir köşesine gidip orada hiç tanımadığın bir insanla sigara paylaştın mı? Ya da bunu yapacak mısın?” İkna kargayı olumlayan bir cevapla konuşmayı sürdürmek istemiyor, sabrına ve iyi huyluluğuna rağmen, bir başkasına ait ve güçlü olduğu sezilen düşünce sürecinden kaçıyordu. “ Hayır, yapmadın ve yapmayacaksın. Yapsan bile asla aynı olmayacak” Kafasını tüylerinin arasında çıkarıp gülümsedi. “Biz, benim büyük, tahta dostum, orada ne olduğu asla bilemeyiz ve bu bence anlatmaya değer.” Yere zıpladı “Yağmur geliyor, belki yine tatmin olmayacaksınız ama benim tam da bu duruma uygun bir hikayem var.”


Not:

  1. Bahsi geçen şiir, Charles Baudlaire'in dilmize 'Balkon' adıyla çevrilmiş olan şiiridir.
  2. Kaynağı daha net belirtmediğim için, beni telif hakkı yasaları ile itip kakabileceğini düşünenler, Google ve WinAmp Shuffle tanrılarının gazabına uğrayacaklardır. Evlerine asla bereket gelmeyecek, ekinleri kuruyacak, hayvanları kısır kalacak, tuvalet kağıtları nemlenecek, buz dolaplarının kapıları kapanmayacak ve kolalarını gazı daima çabuk kaçacaktır.

Hiç yorum yok: